BAŞKANLIK SİSTEMİNDE CARİ AÇIK VE FİNANSMANI

Ödemeler Bilançosu; cari işlemler, sermaye, finans ve net hata-noksan hesapları ile bu hesapların sonucunda oluşan farkı belirleyen rezerv varlıklardan (ki ödemeler bilançosu açığı/ fazlası olarak da adlandırılır) oluşmaktadır. Bu raporun parasal birimi, gelişmiş ülkeler için kendi ulusal paraları olurken, Çin dahil az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için rezerv para niteliğinde olan ABD dolarıdır.

Cari işlemler, mal, hizmet ve yatırım geliri dengesini oluşturur. Yani, cari işlemlerde oluşan bir açık; mal, hizmet ve yatırım gelirlerinde oluşan akımın sonucunda ortaya çıkan fark olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda cari açık, ülkenin ihraç ettiğinden daha fazla mal ve hizmet ithal ettiği anlamına gelir. Bu konumdaki ülke, ürettiğinden daha fazla tüketen bir ülkedir. Diğer yandan cari açık, ulusal (hem kamu hem de özel) tasarruf ve yatırım arasındaki fark olarak da ifade edilebilir. Bu nedenle cari hesap açığı, yatırıma göre düşük bir ulusal tasarruf düzeyini veya yüksek bir yatırım oranını veya her ikisini de yansıtabilir. Düşük yurtiçi tasarruf seviyeleri nedeniyle üstlenebileceklerinden daha fazla yatırım fırsatına sahip olan sermaye yoksulu gelişmekte olan ülkeler için cari işlemler açığı doğal olabilir. Bu tür ülkelerde cari açık, potansiyel olarak daha hızlı çıktı büyümesini ve ekonomik gelişmeyi teşvik etme potansiyeline sahiptir.

Çok uzun süreli cari açık veren gelişmekte olan ülkeler, cari açıklarını kendi ulusal paraları ile finanse etmediğinden bir biçimde başka ülke kurum ya da yurttaşlarından döviz cinsinden sermaye girişi sağlamak zorundadırlar. Bu sermaye girişleri ağırlıklı olarak finansal hesaptaki akışlarla finanse edilen borçlardan oluşmaktadır. Sonunda, bunların geri ödenmesi gerekiyor. Bu nedenle cari açığın bileşenleri önemlidir. Bir ülke ödünç aldığı yabancı fonları uzun vadeli verimli olmayan ve kazanç getirmeyen harcamalar için harcarsa, o zaman geri ödeme yeteneğinin - temel ödeme gücünü – kaybetmekle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, bir ülkenin cari açık vermesinden öte, o ülkenin cari açık vermesi gelecekteki üretim kapasitesini artırıp artırmadığı çok daha önemlidir. Üretim kapasitesini artırmayan, gösteriş tüketimine yönelik cari açık olgusu gelişmekte olan ülkeleri tamamen gelişmiş ülkelerin uydusu konumuna getirmektedir.

Ödemeler Bilançosunun, cari işlemler kısmı dışındaki hesaplar, cari işlemlerdeki akışların finansal dengelemesini sağlayan hesaplardır. Bu nedenle rezerv paraya sahip olmayan bir ülke cari açık verdiğinde, döviz cinsinden dünyanın geri kalan ülkelerinden ya borçlanacak ya doğrudan yabancı sermaye çekecek, ya kaynağı belli olmayan paraya muhtaç olacak ya da mevcut döviz rezervi varsa bu rezervleri kullanacaktır. Dolayısıyla, ürettiğinden daha fazla tüketmesi nedeniyle dış dünyadan satın aldığı mal ve hizmetin finansmanı için ayrıca bir de o ülkelerden döviz cinsinden borç almak zorunda kalacaktır.

Türkiye’de AKP’nin iktidar başlangıcı döneminden bu yana ödemeler bilançosunu incelediğimizde oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıkmaktadır. 2003-2021 Mayıs döneminde yaklaşık 583.5 milyar dolar cari işlemler açığı verilmiş; bu açıktan daha fazla Türkiye’ye para girişi olmuştur. Bu dönemde sermaye+ Finans + Net hata-noksan akımlarından Türkiye’ye net sermaye girişi 628.2 milyar dolardır. Bu bağlamda rezervler de yaklaşık 44.7 milyar dolar artmıştır. Kaynağı belli olmayan, bir anlamda kara para olarak nitelenen net 19.2 milyar dolar para girişi vardır.

Cari işlemler dengesinin alt akımlarını incelediğimizde, mal dengesi bu dönemde 847.7 milyar dolar açık verirken, hizmet akımları 387.2 milyar dolar fazla vermiştir. Faiz ödemeleri, yabancı sermayeli şirketlerin kar ödemeleri gibi alt akımlardan oluşan I. Gelir dengesi yaklaşık 150.2 milyar dolar açık vermiştir. Yani Türkiye’ye giriş yapan 628.2 milyar dolar sermaye girişine karşılık, Türkiye’nin dışarıya ödediği kar, faiz vb. unsurları içeren 150.2 milyar dolar bir para vardır. İşçi gelirleri ve kişisel gelirleri içeren II. Gelir dengesi de 27.2 milyar dolar fazla vermiştir.

as

Kaynak: TCM EVDS verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

2003-2021 Mayıs döneminde cari açığın finansmanın nasıl sağlandığına baktığımızda, finans hesabı % 104,5 katkı sağlamıştır. Bunun %30,5’i doğrudan yatırımlar, %26,7’si Portföy yatırımlar ve %47,3’ü de diğer yatırımlardır. Net hata ve noksan akımının cari işlemleri karşılama oranı ise %7.7’dir.

Türkiye’nin sistem değişikliğine gidip, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtiği 2017 -2021 Mayıs dönemi değerlendirildiğinde; yaklaşık 4,5 yıldaki cari açık 105.8 milyar dolar cari açık oluşmuştur. Bu cari açığın oluşumunda mal dengesi ve I. gelir dengesi negatif katkı yaparken, hizmet dengesi ve II. Gelir dengesi olumlu katkı yapmıştır. Bu dönemde ortaya çıkan cari açık 18 yıllık AKP iktidarının ortalamasından yaklaşık %25 daha düşüktür.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin kabul edildiği 2017’den bu yana, finans akımlarından Türkiye’ye para girişi yıllık ortalaması, 18.5 yıllık AKP iktidarının ortalamasından %62.3 daha azdır. 2017-Mayıs 2021 döneminde finans akımlarının cari açığı karşılama oranı 52.8’dir. Cari açığın rezerv varlıklardan karşılanma oranı ise %43.2 ve net hata -noksandan karşılanma oranı da %4’tür.

Türkiye’nin dış dünya ile olan ekonomik ilişkileri daralmakta, bu ilişkiler nedeniyle oluşan cari açığın finansman kalitesinin de düştüğü çok açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Nitekim tabloda Ocak- Mayıs 2021 verileri incelendiğinde, finans akımlarının cari açığı karşılama oranı 35.3’tür. Cari açığın rezerv varlıklardan karşılanma oranı ise %12.4’tür. Cari açığın, kaynağı belli olmayan çoğu kara para nitelikli girişleri içeren net hata -noksandan karşılanma oranı ise %52.5’tir.

Tüm bunlar düşünüldüğünde, Türkiye’nin dış dünya ile ekonomik ilişkilerinde aşırı bir sıkışma sürecinin yaşandığını görmekteyiz. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin yaratmış olduğu hukuk, siyaset ve ekonomi ortamı, dış dünyada olumsuz algılanmış, bu da Türkiye’nin ekonomik ilişkilerini ortaya koyan ödemeler bilançosuna olumsuz yansımıştır. Bugün sıcak paranın bile yüksek faizden yararlanma pahasına ülkeye gelmemesini, ülkeyi yönetenlerin düşünmesi ve yeni ekonomi politiği ona göre belirlemesi bir zorunluluktur.