FED BAŞKANI’NIN SÖYLEDİKLERİ VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

Uluslararası Piyasalar, Federal Rezerv Başkanı Jerome Powell'ın Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’ndaki konuşmasına kilitlenmişti. Çünkü uluslararası piyasalar, FED’in tahvil alımlarını azaltmaya başlayacak mı ve faiz oranlarında yükselme olacak mı sorularına yanıt arıyorlardı. Powel’ın açıklamalarında bu iki soruya da yanıt vardı; ve her iki sorunun yanıtı piyasalarda aşırı bir oynaklığa yol açmayacak biçimde oluştu.

FED Başkanı Jerome Powell'ın konuşması analiz edildiğinde, ABD ekonomisinin güçlendiğini, ancak eşitsizliğin arttığını ve bunda da düşük ücretli işçilerin payının çok önemli olduğuna vurgu yapmaktadır. Ona göre, ABD iş piyasası beklenenden daha hızlı toparlanıyor ve tüketicilerin son zamanlarda gördüğü endişe verici enflasyon büyük ölçüde kontrol altında ve oldukça geçici olduğunu düşünmektedir. ABD ekonomisinin gideceği yer konusunda çok iyimser bir kesinti olduğunu ifade ederek, ABD ekonomisindeki görünen kötü şeyleri geçici, iyi şeyleri ise kalıcı olarak tanımlıyor.

Powel’ın konuşmasında özel vurgu yaptığı konu ise eşitsizlik üzerine idi. Ona göre ABD ekonomisi “güçlü ama eşit olmayan bir toparlanma” sürecinden geçmekte, bu süreçte asıl ekonomiyi ayakta tutanların ise düşük ücretli işçiler olduğunu söyleyerek, “ekonomik gerileme tüm Amerikalılara eşit derecede yansımadı ve yükü en az omuzlayabilenler en ağır darbeyi aldı. Özellikle ekonomik toparlanmaya rağmen, ekonominin ağır yükü hizmet sektöründeki düşük ücretli işçiler ile Afrikalı Amerikalılar ve Hispanikler üzerinde orantısız bir şekilde yansımaya da devam ediyor.”

Tüm bu açıklamalar FED’in ilerleme stratejisinin ağırlıklı olarak ekonomik merdivenleri çıkarken, merdivenlerden düşenlere odaklandığını; yani ABD’deki savunmasız-korunaksız, ezilen kesimlere odaklandığını görüyoruz. Bu nedenle, bu yıl Fed'in büyük tahvil alımlarını azaltmaya başlayacağını, buna karşın, faiz oranlarını öngörülebilir bir gelecek için etkin bir şekilde sıfırda bırakarak, mal ve hizmet fiyatlarını düşürmek yerine daha fazla Amerikalıyı işe geri döndürmeye öncelik veriyor. Böylece enflasyona rağmen, istihdam artırıcı politikaların bir süre daha devam edeceğini ifade ediyor. Buradaki temel yaklaşımı ise enflasyonun herkesi etkilediği, istihdam ise işsizleri etkilediği ki işsizlerden yana tavır alıyor.

Federal Rezerv Başkanı Jerome Powell'ın bu açıklamalarının uluslararası piyasalara özellikle gelişmekte olan ülkelere yansımasının nasıl olacağını analiz ettiğimizde ise kısa vadede yatırımcılar ABD’de faiz oranlarında bir değişme olmayacağından, pozisyonlarında bir değişme olmayacaktır; ancak tahvil alımlarının azaltılmaya başlanması ile ekonominin genel işleyişi sonucunda orta ve uzun vadede ABD'de faiz oranlarının yükseleceği beklentisi oluşacaktır. Bu da gelişmekte olan ülke piyasalarında stres yaratacaktır. Her ne kadar ABD’de faiz oranlarının bir süre daha değişmeyeceği öngörülse de tahvil alımlarının azaltılması sonucu, ABD ekonomisine tahvil alım yoluyla pompalanan dolarların gelişmekte olan piyasalara akışı yavaşlayacak hatta duracaktır.

Bunun iki etkisi oluşacaktır: sermaye girişlerinin yavaşladığı hatta durduğu ülkelerde, o ülkelerin parasının değeri düşmektedir. İkincisi de paralarının dolar karşısındaki değeri düşünce, bu ülkelerin ulusal para cinsinden borç yükü artmış oluyor. Bunun da ötesinde gelişmekte olan ülkelerin birçoğu dış ticaret açığı veren ülkelerdir. Yani ihraç ettiklerinden daha fazlasını ithal eden ülkelerdir. Açığın finansmanının nasıl sağlandığı önemli hale geliyor. Türkiye ve benzeri ülkeler kendi ulusal para cinsinden borçlanamadıklarından ve ticaret yapamadıklarından ötürü döviz ve özellikle dolar cinsinden borçlarının büyüklüğü giderek artıyor. Dolayısıyla örneğin Türkiye’de TL’deki her düşüş, bu borcun ödenmesini daha da zorlaştırıyor.

Türkiye’deki kısa vadeli dış borç miktarı 2021 II. Çeyrekte 121 milyar 721 milyon dolar olup, bunun yaklaşık %87’si döviz cinsinden olup, %41’ dolar, %26’sı da Avro’dur. Türkiye’de cari denge haziran 2021’de - 13.601 milyon dolar açık vermiştir. Aynı dönemde resmi rezervlerdeki artış da 7.264 milyon dolardır. Bir ülke hem cari açık hem de resmi rezervlerinde artış sağlaması, sermaye hareketliliğin tam serbest olduğunda o ülkedeki yüksek faizler nedeniyle ve ekonomisinin kayıt dışılığından ileri gelmektedir. Nitekim bu dönemdeki Net-Hata Noksan 8.716 milyon dolar fazla vermiştir.

Tüm bunlar da dikkate alındığında Türkiye’nin dış kırılganlığının oldukça yüksek olduğu bir dönemi yaşarken, ABD’de kısa vadede faiz oranlarında bir değişiklik olmasa bile, varlık alımlarının 2021’de azaltılması kararı Türkiye’de döviz kuru üzerinde olumsuz yönde bir baskı oluşturacağı çok açıktır. Kısa vadeli düşünenlerin bu açıklamaları olumlu göstermesi, orta ve uzun vadede ortaya çıkacakları değiştirmeyecektir.