KANAL İSTANBUL BİR TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ MÜ

 

Kanal İstanbul Projesi; kanalı inşa etmeden, kanalın yapılacağı varsayımıyla üzerine köprü inşa edilecek bir temel atma töreni ile başladığı duyuruldu. Bu projenin ilerleme şansını tartışmaktan öte, olası projenin ekonomik etkilerini ve Türkiye ekonomisinde ortaya çıkaracağı durumu ortaya koymak gerekir. Bugüne kadar yapılan tüm tartışmalar değerlendirildiğinde Kanal İstanbul Projesi, kamu harcamaları sınıflandırmasında verimsiz bir alt yapı projesidir.

Ekonominin alt yapısı için olmazsa olmaz bir proje değil, daha çok İstanbul’a yeni bir İstanbul katmak amaçlı bir inşaat yapı projesidir. Bu nedenle kalkınmayı sağlayacak bir proje olmasından öte, kalkınmayı durduracak bir özelliğe sahiptir. Kanal İnşaatının maliyeti https://www.kanalistanbul.gov.tr/tr/hersey/kanal-istanbulun-toplam-maliyeti resmi sitesinde, 15 Milyar dolar olduğu ifade edilmektedir. Bu da bugünkü kurla çarpıldığında yaklaşık 132 milyar TL’nin üzerinde bir rakama ulaşmaktadır. Türkiye’de 2019 yılında toplam yapılan kamu yatırım harcama miktarı ise 96 milyar 39 milyon TL’dir.

Verimli yatırım olarak nitelendirilen kamu eğitim yatırımının 2019 yılı değeri ise 16 milyar 419 milyon TL, sağlık harcamalarının değeri de 6 milyar 320 milyon TL’dir. Bu iki sektöre 2019 yılında 22 milyar 739 milyon TL toplam yatırım harcaması yapılmıştır; dolayısıyla bu verimsiz gösteriş projesinin minimum değeri, verimli eğitim ve sağlık sektörüne yaklaşık 6 yılda yapılacak kamu yatırım miktarına eşittir. Türkiye’nin neredeyse 1.5 yılda yapacağı tüm kamu yatırım harcamasını verimsiz – gösteriş projesine ayırmasının ekonomiye ve toplumda bireylere ağır bir maliyeti olacağı açıktır.

Kamu temelli verimsiz gösteriş yatırımları, yapıldığı sektörü hareketlendirip, o sektörde yer alanlar lehinde bir gelişme ortaya koyarken, toplum diğer tüm kesimlerinin aleyhine sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle Kanal İstanbul Projesi, yapılmaya başlanırsa, yalnızca inşaat sektörünü harekete geçirecektir. Bunun dışındakilere ise çok ağır yükler yükleyecektir. Çünkü projenin finansmanı ister açık bütçe politikası ile ister garantiler yöntemiyle yapılsın, Türk halkının cebinden çıkacak ve başka harcamalarından da kısmak zorunda kalacaktır. Türkiye’nin kamu bütçesi üzerinde büyük yük oluşturacaktır. Kanal İstanbul Projesi gibi büyük kamu projeleri aynı zamanda rant peşinde koşmayı ve siyasi amaçlı ödenekleri de teşvik eder. Böylesi bir durum daha fazla yozlaşma -yolsuzluk ve eşitsizliği de ortaya çıkarır.

Kanal İstanbul Projesi kamu bütçesinde büyük bir açık ortaya çıkaracaktır. Tüm kamu bütçe açıkları finanse edilmektedir. Bu, başlangıçta Hazine bonoları gibi devlet tahvillerinin satışı yoluyla yapılır. Bireyler, işletmeler ve diğer hükümetler Hazine bonoları satın alır ve gelecekteki ödeme vaadi ile hükümete borç para verir. Kanal İstanbul Projesinin gereksinim duyduğu birçok girdi (makine parkı vb.) dış kaynaklı finansman gerektirdiği için, kamunun borçlanması dış borç niteliğine de bürünecektir.

Kanal İstanbul Projesi nedeniyle kamu borçlanmasının ilk etkisi, diğer işletmelere ödünç verilecek veya yatırım yapılacak mevcut fon havuzunun azaltmasıdır. Örneğin kamuya 10 bin TL borç veren bir kişi, aynı 10 bin TL’yi özel bir şirketin hisse senetlerini veya tahvillerini satın almak için kullanamaz. Böylece tüm açıklar ekonomideki potansiyel sermaye stokunu azaltıcı etkiye sahiptir. Merkez Bankası, ortaya çıkan bu açığı para basarak giderme yoluna gittiğinde ise, yüksek enflasyon kaçınılmaz hale gelecektir. Diğer yandan, açığı finanse etmek için kullanılan kamu iç borçlanma senetlerinin satışı da faiz oranlarını doğrudan etkilemektedir. Devlet tahvilleri son derece güvenli yatırımlar olarak kabul edilir, bu nedenle hükümete verilen kredilere ödenen faiz oranı, neredeyse tüm diğer finansal araçların rekabet etmesi gereken risksiz yatırımları temsil eder. Dolayısıyla açık piyasa işlem faizi de bu çerçevede belirlenmiş olur. Bu da yüksek bir faiz oranını ortaya çıkarır.

Tüm bunlar değerlendirildiğinde Kanal İstanbul Projesi, toplumdaki bireylerin daha az sağlık, eğitim hizmeti almasıdır. Daha yüksek bütçe açığıdır, daha yüksek faizdir, daha yüksek enflasyondur, daha yüksek doların değeridir. İnsanların çok büyük çoğunluğunun daha az gelire sahip olmasıdır, kalitesizliğe mahkûm olmadır. Bu nedenle, Türkiye’de bir kalkınma projesi değil; toplumsal çöküşü ortaya çıkaracak bir projedir.