KÜRESEL BAĞIMLILIK VE EKONOMİ POLİTİKASI ARAYIŞLARI

Covid-19 salgını ile ortaya çıkan ekonomik ve toplumsal sorunları hafifletmek ve ortadan kaldırma adına, başta ABD’nin yeni Biden Yönetimi ve AB  eksenli girişilen çabalar, dünyada yeni bir tartışmayı da ortaya çıkardı. Neo Liberal Küresel kapitalizmin hüküm sürdüğü bir ortamda, genişletici maliye politikaları ne derece başarılı olabilir ve Neo Liberal Küresel Kapitalizme yeni bir alternatif mi doğuyor? Bu çerçevede özellikle dünyada yükselme eğilimine giren enflasyonun dünyaya bir sorun oluşturup oluşturmadığı da tartışmanın merkezinde yer aldı.

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde ortaya çıkan “ Kapitalizmin Altın Çağı”nın uygulama politikaları, 1970’lerin ikinci yarısında büyük bir durgunluğa neden oluşturduğunda, dünyadaki durgunluğu ortadan kaldıracak yeni arayışlarda, dünya ekonomisinin 3 lokomotif ülkesi olan ABD, Almanya ve Japonya’nın  Neo Liberal Küresel Kapitalizme yön vereceği ve bu bağlamda dünya ekonomisini güvenli bir yere çekeceği yönünde teorik çerçeve oluşturuldu. Bu teorik çerçeve 1978'deki G7 zirvesinde uygulamaya konuldu. Bu, Neo Liberal Küresel Kapitalizmi ortaya çıkaran politikalar demetiydi.

2008’de ABD yatırım bankası Lehman Brothers'ın çökerek küresel bir mali krizi tetiklemesinden sonra, ortaya çıkan büyük durgunluk çeşitli palyatif politika önermeleriyle giderilmeye çalışılsa da, 2020’de ortaya çıkan Covid-19 büyük salgınıyla krize girdi. Bu krizin aşılma arayışları ise yaklaşık 42 yıldır uygulanan Neo Liberal Küresel kapitalist politikalara taban tabana zıttır. Bunun da ötesinde dünyada yaşanan Çin olgusu, üçlü lokomotif ülke temeline dayanan ve Neo Liberal eksenli oluşturulan politikaların sonuna gelmiş durumdayız. Yeni bir dünya düzeni ve yeni ekonomi politikaları arayışı söz konusudur. Bu arayışta İlerici politikalar olarak görülen politikalar yanında, Keynes ve Keynesçi politikalar da yeniden gündeme gelmektedir. Bu çerçevede, özellikle alt gelir grupları temelli sosyal harcamayı hedefleyen maliye politikaları temelli para politikasının oluşturduğu bir ortak makro ekonomik politika kaçınılmaz hale gelmiştir.

ABD’nin Biden yönetiminde uyguladığı politikalar özü itibariyle etkili ve koordineli maliye politikalarını içermekte olup, ABD Merkez Bankası FED, genişletici para politikası uygulamalarına devam etmesi ise bu politikaları güçlü şekilde desteklemek amaçlıdır. Küresel kapitalist dünyada ülkeler birbirine bağımlı hale gelmişlerdir. Bu karşılıklı bağımlılık makro ekonomik politikalarda ülkeleri aynı yönde hareket etmeye zorlamaktadır.

Bugünkü küresel kapitalist sistemde esnek döviz kurlarına dayalı bir sistem mevcuttur. Böylesi bir yaklaşımda para politikasını oluştururken, laissez-faire yaklaşımı uygulanabilir yaklaşımdır. Ancak, sabit döviz kuru sisteminde ihtiyaç duyulan koordinasyon kurulmasa bile, makro ekonomik politikayı oluşturmada ülkelerin birbirine bağımlı olması kaçınılmazdır. Örneğin esnek döviz kuru rejiminde, ABD’deki bir parasal genişleme, ABD’dekinden daha küçük ölçekte olsa da başka bir ülkede parasal genişlemeyle karşılanmalıdır. Karşılanmadığında o ülkelerin ulusal paraları değer kazanır. Bu da, tıpkı 2008’de ABD büyük krizi aşmada parasal genişleme politikası izlerken, bu parasal genişlemeye yanıt veremeyen Japonya’da ortaya çıkan gerileme gibi, o ülkelerin ekonomilerinde gerileme ortaya çıkarır.

Genişletici maliye politikaları ekseninde oluşan para politikası tüm dünyada ultra düşük ve hatta negatif faiz oranlarının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu da para tabanları ve döviz kurları arasındaki bağlantıyı bozdu. Bu nedenle parasal genişleme tek başına güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomik toparlanma sağlamak için yeterli değildir. Tek başına bırakıldığında da ABD’de ve tüm dünyada olduğu gibi, enflasyon olgusunu yeniden gündeme taşıdı. Çünkü yüksek oranlı enflasyon hiçbir ekonomi için iyi şeyler değil, kötü şeyler ortaya çıkarır. Bu durumun ortaya çıkmamasını sağlayacak mekanizmalara ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, küresel ekonomik karşılıklı bağımlılığının sonuçlarını tanıyan bir toparlanma stratejisi tasarlamak gerekir. Böyle bir stratejide, uzun dönem devam edeceği öngörülen bir durgunluk çağının para ve maliye politikası arasındaki ayrımı bulanıklaştırdığı kabul edilmeli; döviz kurları esnek olsa da, özellikle G-20 gibi büyük ekonomiler arasındaki ortak enflasyon hedeflerinin olası kur dalgalanmaları ölçeğini sınırladığı gerçeğini hesaba katmalıdır. Maliye politikasında, Kanal İstanbul gibi, verimli olmayan gösteriş yatırımları yerine, toplumun düşük ve orta gelirli yurttaşların eğitim, sağlık, sosyal harcamaları öncelenirse, aşırı bir enflasyonist sürece de tanıklık etmeyiz.